14/3/2007
Çevre Dostu Enerji
Çevre dostu hidrojen yakıtı gerçekleşiyor Petrolün yerini tutacak başka bir enerji kaynağı ivedilikle bulunmazsa, dünyanın ekonomik bir kaosa sürüklenmesi kaçınılmaz olacak.
Avrupa bir süre önce olabildiğince çevreci bir geleceğe olanak tanıyan bir enerji yaklaşımına imza attı. Ana hatları Avrupa Komisyonu başkanı Romano Prodi tarafından belirlenen tasarıya göre, motorlu taşıtlar ve evlerde hidrojenle oksijenin bileşiminden elde edilen yakıt hücrelerinden yararlanılacak ve 2050 yılına gelindiğinde hidrojen üretiminde kullanılan enerjinin tümü yenilenebilir kaynaklardan sağlanacak.
Hidrojene dayalı bir ekonominin sağlayacağı yararlar gün gibi ortada. Hidrojenin suyu elektrikle ayrıştırarak, ya da petrol ve gaz gibi fosil yakıtları ‘iyileştirerek’ elde etmemiz gerekiyor.
Ne var ki elde edilir edilmez hidrojeni saklamak, elektriği depolamaktan çok daha kolay.
Depo görevi sağlayacak hidrojen yakıt hücreleri henüz ticari bir nitelik kazanmasa da, petrolün yerini tutabilecek tek gerçekçi seçenek olarak görülüyor. Böyle olunca, hidrojen, elektriğimizi sağlamanın yanı sıra, ulaşımda petrole bel bağlamamıza da gerek kalmayacak bir olanak tanıyor.
Paralar akıtılıyor
Gelgelelim, 150 yılı aşkın bir süre önce bulunan yakıt hücreleri uzaya yolculukların yapıldığı 60’lı yıllardan beri kullanılmakla birlikte, bunlar bugün de öteki enerji kaynaklarıyla boy ölçüşemeyecek denli pahalı. O halde, Avrupa hidrojene dayalı bir yaşama gerçekten geçebilir mi?
Henüz hızla hidrojene geçmemizi gerektirecek yeni bir teknolojik gelişme yok, ama son birkaç aydır tüm dünyada bu yönde bir eğilim göze çarpıyor. Ansızın hidrojene övgüler yağdırmaya başlayan politikacılar bu uğurda ciddi paralar döktürüyor.
Avrupa önümüzdeki 5 yıl boyunca yapılacak hidrojen araştırmalarına 2 milyar euroluk bir fonla destek verirken, Japonya Ekonomi, Ticaret ve Sanayi Bakanlığı 2010 yılına gelindiğinde ülkede hidrojenle işleyen taşıtların 50 bine ulaşmasını hedefliyor.
ABD başkanı George Bush bile yeni doğanların ayaklarını yerden kesecek ilk araçların hidrojenle çalışan araçlar olması amacıyla 1,7 milyar dolarlık bir fon ayıracağına söz veriyor.
Mini hücreler yolda
Yakıt hücreleriyle işleyen taşıtların pazarda boy göstermesi bile muhtemelen bir 15-20 yılımızı alacak.
Gelgelelim, mevcut teknolojiler karşısında çok daha üstün nitelikler taşıdığı açıkça belli olan kimi daha özel yakıt hücrelerinin uygulanmasına bir iki yıl içinde geçilebilir.
Bunlardan ilki, büyük bir olasılıkla, dizüstü bilgisayarlar ve cep telefonlarında kullanılacak ‘mini yakıt hücreleri’ olacak.
Bunu, kesintisiz güç sunumunun can alıcı bir önem taşıdığı bankalar ve yonga üreticilerini içine alan ‘ayrıcalıklı güç’ pazarı izleyecek.
Yakıt hücreleri basit aygıtlar olduğundan mühendislikte ayrıcalıklı güç olarak bilinen dal için biçilmiş bir kaftan. Devingen birkaç parçası aşınmaya açık olan yakıt hücreleri, geleneksel üreteçlere kıyasla, hem daha güvenilir, hem de bakımları daha ucuza mal oluyor.
Zorluklar var
Yaşama geçirilen bu ilk uygulamalardaki birtakım yenilikler, yakıt hücreli arabalarla ilgili araştırmalara ivme kazandırabilir. Otomotiv sanayi dünya çapında hidrojen araştırmalarına şimdiden 2 milyar dolarlık bir fon ayırmış durumda.
Ancak, yakıt hücreli otobüsler birkaç yerde gösteri niteliğinde ortalıkta dolaşıyor olsalar da, otomobil üreticileri bu konuda acele etmekten kaçınıyor. DaimlerChrysler şirketi yakıt hücreli arabaların geleneksel arabalarda olmayan birtakım özelliklere sahip olması gerektiğine dikkat çekiyor.
Bunun için oto üreticilerinin öncelikle hidrojene özgü bir yığın sorunun üstesinden gelmeleri gerekiyor. Yüksek basınçlı yakıt depoları iyi bir seçenek olsa da, bunların arabaya sığacak denli küçültülüp yine aynı miktarda yakıt almalarını sağlamak bir hayli güç.
Bir başka sorun da yakıt dağıtımından kaynaklanıyor. Benzin istasyonları hidrojen dağıtımı için gerekli altyapının sağlanması konusunda henüz pek istekli değil.
Hidrojen kaçınılmaz
Yine de herkes, petrolden vazgeçilecekse, bir biçimde hidrojene geçilmesinin kaçınılmaz olduğu görüşünde birleşiyor. Birçok kişi hidrojene dayalı bir ekonomiyi, gaz yayılımı ve hava kirliliğinin en aza indirileceği, eşitlikçi ve çevre-dostu bir çözüm olarak görüyor.
Avrupa’da topu topu %6’lık bir paya sahip olan yenilenebilir enerji pazarının A.B.D’deki payı da hemen hemen aynı. Enerjiye duyulan istem her yıl %2 oranında artarken, sunum her zaman bu artışa ayak uydurmaya çalışacak. Bu arada, Bush’un nükleer tasarılarının meyvesini vermesi de yıllar alacak. Öyle ki, Atlantik’in her iki yanında da fosil yakıtlardan kayda değer bir uzaklaşma olmayacak.
Ancak küresel ısınmanın doğurduğu kaygılar, giderek tırmanan jeopolitik gerilim ve petrol üretiminde en uç noktaya ulaşılması, fosil yakıtlardan vazgeçilmesini her zamankinden de kaçınılmaz kılıyor.
Bu durumda, birkaç onyıl sonra nükleer enerjiye dayalı bir gelecekten rüzgar türbinli bir harikalar diyarına geçilmesi düş olmaktan çıkıp gerçeğe dönüşebilir.
21 Kasım 2003
Hürriyet Gazetesi
Aslında bir saç teli, ortası boş olan ve içinde melanin denilen boya pigmentleri bulunan bir tüpten başka bir şey değildir. Genç yaşlarda bu boşlukta saça renk veren melanini bir arada tutan bir sıvı vardır. Yaşlandıkça derimiz saçlarımızı ve vücudumuzdaki diğer kılları eskisi gibi sağlıklı olarak üretemez. Kılların ortasındaki sıvı kaybolur, boya hücreleri de tutunamadığından sadece hava kalır. Saçlar boyasız hale gelir, beyaz renge yani asıl rengine dönüşür.