|
Kral Tutankhamun, Krallar Vadisi olarak bilinen eski Mısır kraliyet mezarlığındaki istirahatgâhından çıkarılırken, öfkeli bir rüzgâr hayaleti andıran toz bulutları kaldırdı. Gün boyu çöl semalarında koşuşturan koyu bulutlar, o anda gri bir perdeyle yıldızları örtüyordu.
Tarih 5 Ocak 2005, saat 18.00’di... Dünyanın en ünlü mumyası, birkaç saniye içinde, 3300 yılı aşkın bir süre önce yaşamını yitirmiş bu genç kralın ölümüne ilişkin sırların çözülmesi amacıyla buraya getirilen bilgisayarlı tomografi cihazına girecekti.
Dünyanın dört bir yanından gelen turistler öğle sonrasında kuyruklar oluşturmuş, yerin yaklaşık 8 metre altındaki kayaya oyma mezara inmiş ve mezar odasındaki duvar resimleri ile mumya biçimli dış sanduka kapağının en çarpıcı yanını –kralın yaldızlı yüzünü– incelemişti.
Akşam karanlığı çöküp vadi ziyarete kapandığında Mısırbilimcilerle işçiler çalışmaya başladı. Mezara temiz hava pompalanırken çıkan gürültüyü bastırmak amacıyla bağırarak verilen talimatlar ve yüreklendirici sözler eşliğinde sanduka kapağının baş ve ayak uçlarına hızla ipler bağladılar ve onu lahdin içinden çıkardılar. İplerin yeniden sabitlenmesi için verilen kısa aranın ardından ahşaptan yapılmış sade görünümlü bir kutuyu yavaş yavaş yukarı çektiler. İçinde, pamuk tabakaları ve yılların soldurduğu muslinden oluşan bir yatağın üzerinde, Kral Tutankhamun’un kalıntıları yatıyordu: sol yanak bölgesinde bir yara izi taşıyan huzurlu bir yüz, kalın bir göğüs kafesi, kol ve bacak kemikleri –tümü, gömü ritüelinde üzerine dökülen reçineden kararmış...
Mısır Eski Eserler Yüksek Kurulu Genel Sekreteri Zahi Hawass, ilk kez mumyanın üzerine doğru eğilirken, “1920’lerde Carter’ın yaptıkları nedeniyle çok kötü durumda” dedi. Howard Carter sonuçsuz kalan ve yıllara yayılan uzun arayışlardan sonra, 1922’de, Tutankhamun’un mezarını keşfeden İngiliz arkeologdu. Eski dönemlerde yağma edilmiş olmasına karşın mezarın içindekiler şaşılacak derecede eksiksizdi. (Halen, keşfedilmiş en zengin kraliyet toplu buluntuları olma özelliğini koruyor ve firavunun efsanesinin bir parçasına dönüşmüş durumda.) Altından yapılmış olan ve sonsuz parıltılarıyla yeniden doğuşu garanti altına almaları beklenen göz alıcı eserler mezar keşfedildiğinde sansasyona yol açmıştı günümüzde de en büyük ilgiyi onlar çekiyor. Ancak Tutankhamun’la birlikte gömülenler arasında masa oyunları, bronz bir ustura, ketenden yapılma iç çamaşırları ve kasalarca yiyecek ve şarap gibi öte dünyada yanında isteyebileceği günlük eşyalar da vardı.
Carter, firavunun mezar hazinelerinin büyük bir özenle ve aylar boyunca kaydının tutulmasının ardından, iç içe yerleştirilmiş üç sandukasını incelemeye başladı. İlkini açtığında söğüt, zeytin ve lotus çiçeği yaprakları ile peygamberçiçeklerinden çelenklerle bezenmiş bir kefen ortaya çıktı. Ve tüm bu sayılanlar, mart ya da nisan ayında gömülmüş olduğunun solmuş kanıtlarıydı. Sonunda mumyaya ulaştığındaysa, bir sorunla karşılaştı. Ritüelde kullanılan reçine sertleşmiş, Tutankhamun’u som altından yapılmış tabutun zeminine yapıştırmıştı. Carter daha sonra, “Ne kadar güç uygularsak uygulayalım yerinden oynatamadık,” diye yazacaktı. “Peki ne yapılmalıydı?”

|